ALLAH ım sen buyuksun bızı zalimlerden koru


Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

23 Ekim 2010 Cumartesi

»Dergahtan Dür Daneleri - Ali Ramazan Dinç

»Dergahtan Dür Daneleri - Ali Ramazan Dinç
Kaynak: Dergahtan Dür Daneleri - Ali Ramazan Dinç, safa vakfı Yayınları no: 1, Kayseri-1989



Misafiri etkilemek için dede torun yalan söylüyor. (S.2)


"Hasan geliyor, ben çıkayım da siz görüşün." diye Üstadımızın geldigini haber veriyorlar. Kapıda karsilaşıyorlar. Dedem; "Geldin mi evladim?" deyince Üstadımız; "Geldim babaccığım, fakat bizde takat bırakmadınız. Bu nasıl bir çekiş ve cazibe ki, beni bir an bile durdurmadi." cevabını verir. İçeri girer, misafir hıçkırıklar içinde boynuna atılır. "Hasan Efendi, size kim haber verdi de geldiniz? Allah aşkına bana bu sırrı söyleyin" diye hayretle sorar. Üstadımız tevazu ile; "Sizin gibi kalbi füyuzatla mıknatıslaşmış insanlar, bizim gibi ham demirleri çeker, haber manevi oldu." diye cevap verir.



“Ankara’dan gelen şahsın kalbinden geçeni bilir.” Şirki (S.2)


Akın akın gelen ziyaretçilerden, Ankara'lı birisi de muhterem Üstadımıza intisap edebilmek için, bir keramet izharını arzu etmektedirler. Ancak edeben kendisine herhangi bir şey demeden cabine bir kontrol kalemi koyarak, herhangi bir elektrik tamirati ihtiyaci doğarsa ben yapayım düşüncesiyle gelir. Sohbet sona erdikten sonra Üstadımız Ankara'lı misafirine dönerek; "Evladım, elektiriğimizin sigortası atmış, bir zahmet onu tamir ediver." deyince misafir mahcup bir eda ile ellerine yapışır ve teslim olur.



Önüne konan meyveleri miras yiyen bir kadına ait olduğunu bilmesi şirki (S.34)


Mahmud Sami Ramazanoğlu (Ks) Efendimiz Hazretleri bazıları yaz aylarında Yahyalı yakınlarındaki şifalı bir yer olan Yeşilhisar içmelerine gelir, orada birkaç gün dinlenirlermiş. Bu gelişlerinde istirahat ve ziyaret tertibini

Hasan Efendi üstadımız yaparmış. Bir defasında böyle bir sohbetten sonra yaşlıca bir kadın, bohçasına koyduğu güzel ve taze meyvaları Üstadımızın önüne koyar. Bir anlık bir sükuttan sonra, Sami Efendi (Ks) üstadımızın simalarında devamlı bulunan tebessüm yerine bir hoşnutsuzluk belirir ve elinin tersiyle kaldırılmasına işaret ederler, îhvan-ı Kiram,"Acaba böyle nazik bir ikram niçin reddolun-du." diye düşünürlerken, biraz sonra oranın yerlisi bir adam gelir ve o kadın hakkında, "Efendim, bu kadın birkaç kişinin miras hak­kını yiyen birisidir." der... Bunun üzerine kafalarda beliren is­tifham silinir ve Muhterem üstadımızın büyüklüğü bir kere daha gönüllere nakşolunur.



Gayb alemlerini seyreden şeyh Mustafa efendi ziyaretçilerinin ne maksatla geldiğini hiç bilmez mi ? Küfrü (S.59-60)


Mânâ alemlerini seyreden Allah dostları,(ziyaretçilerinin ne maksatla geldiğini hiç bilmez mi? Sohbetten sonra misafirlere kahve dağıtılır. Şeyh Mustafa Efendi, kendisine ziyarete getirilen o kişiye dönerek; "İsmail Efendi, bize hediye olarak getirdiğiniz fincanı veriniz de onunla da ben kahve içeyim."der. Bunun üzerine İsmail Efendi büyük bir heyecan ue gönlünü dolduran teslimiyet duygusu ile ağlayarak Efendimizin ellerine kapanarak, affını diler ve intisap eder. îşte yaşayan pek çok kişinin bizzat müşahade ettiği tablo...



Rasülullah ve şeyh Mustafa efendinin hanımı adına uydurulan yalan (S.60)


Aslen Bağdatlı olup, bilahare Niğde'ye gelip yerleşen, Meşayih'den bir zattan, bir gün babama bir mektup geldi. Mektupta, Yahyalı'da Şeyh Mustafa Efendi adlı bir zatın ve Aişe isimli hanımının bulunup bulunmadığını soruyor ve iliveten şöyle diyordu; "Birkaç aydan beri Resul-ü Ekrem (AS) Efendimi? Hazretlerinin huzurunda hizmet eden daha evvel görmediğim bir hatuna rüyada devamlı görür oldum. "Ya Resulallah, bu hatun kimdir?" diye sualime cevaben Resulallah (AS) Efendi­miz Hazretleri, "Bu kadın Yahyalı'lı Şeyh Mustafa Efendi'nin hanımıdır, vefat edeli üç ay olmuştur, üç aydanberi hizmetimizle meşguldür." Buyurdular; "Ya Resulallah, hangi ameliyle bu iltifata nail oldu?"diye sor­mama karşılık buyurdular ki; "Haramdan kendisini o kadar muhafazaya çalıştı ki kadınlığa ait en küçük bir parçayı dahi yabancıların göre­ceği yere koymadı, îşte bu iffeti kendisini bu mertebeye ulaştırdı."



“Bu hanım için cemaatin tesbitleri açıktan duyar ve arş-ı azamı seyrederlerdi.” İftirası (S.60)


Öyle ki cemaatın tesbihatını açıktan duyar ve Arş-ı Azam'ı seyrederdi, İşte sevgili Validemle muhterem Pederimiz Şeyh Mus­tafa Efendi'den gelen manevi bir işaretle, hayat boyunca, mübarek dudak­larından dökülen kıymetli şiirlerini bir araya toplayıp yayınlatmaya karar verdim.



“Esad efendi Yahyalı’yı 50 sene evvel kabul ettiğini ve doğmadan on sene önce manevi defterinde isimlerini görüyoruz.” Yalanı (S.64)


İhlâsı gönüllere nakşedecek eli bulma iştiyakı gittikçe artıyor. Gönlünden inciler saçıyor, adeta güle hasret kalmış bülbül-i şeydâ gibi dem çekiyordu. Şeyh Mustafa Efendi çok fakir olduğundan, ihvanından kırk kişi aralarında para toplayarak harçlığını tamamlarlar ve kendisini Allah'a vuslatta vesilesine ermek üzere İstanbul'a uğur­larlar, üstadının rayihası burnuna gelmekle derin bir sevgi ile gider. Halini bilmeyenler; "Vah Hoca Efendiye yazık, Mazhar Osman'a gidiyor." diye acırlar. Daha Pir-i Kâmile vasıl olmadan cezbe ile gider, İstan­bul'a inip, halk arasında vâkî Şer-i şerîf'e muhalif halleri görmekle cezbe hali geçer, üstadını görmek için heyecanlanır. Gönlünü dolduran teslimiyetle Dergâh'a yönelir. Tabib-i Hazık Es'ad-ı Erbilî (KS) Haz­retleri de manen pederimizin kendisine doğru gelmekte olduğunu hisseder. Hulefa ve müridanına; "Bize Yahyalı'lı Şeyh Mustafa Efendi geliyor, karşılayınız." der. Onlar da istikbâl edip, tarif edilmez bir sevgi ile dergâha alırlar. Kalp sarayının mimarı Es’ad Efendi Hazretleri ev­lâdına kavuşmanın iştiyakı içinde beklemektedir. Şeyh Mustafa Efendi kemal-i edeple huzura girer. Yıllarca hasreti ile yandığı mürşide erme­nin sevinci içerisinde; "Arıyordum, işte şimdi buldum." dercesine mü­barek ellerine kapanır. Fazilet cihanının sevgilileri karşı karşıya ve göz-gözedirler. Kutb-ul Aktab gayet muta essim bir çehre ve tatlı bir sesle "Hoş geldiniz, Safa getirdiniz " der. Bu ne ulvî muhabbet, bu ne kudsî sevda... Bir anlık sükut... Şeyh Mustafa Efendi; "Acaba beni ka­bul etti mi, etmedi mi?" diye düşünürken, Ustad-ı Azam birden; "Mustafa Efendi biz sizi kabul edeli elli sene oldu." Bu yüce sırrın hakikati

karşısında cemaat hayran kalır.

Doğmadan on sene önce manevi defterlerinde isimlerini görüyorlar.



Şeyhlerin açıktan işlediği uygunsuz halleri uyduruk bir masalla gizleme yalanları (S.66)


Üstadımız, Efendisini dergâhda birgün hiç sevmediği bir ^ Şekilde görür, itiraza yönelen asi nefse hitapla, "Ey nefis, cellâdını görünce çırpmıyorsun." diyerek onu susturur. Çünkü üstadımız nefisle ilgili şu hadiseyi bilmektedir.:

"İki mürid, on yıl şeyhlerine hizmetten sonra, Şeyhle­rinin kulakları yerinde hayvan kulakları görürler. Keşiflerinin (içgözlerinin) açıldığı zannıyla durumu şeyhlerine arzederler. Şeyh Efendi; "Ben namaza durunca kulaklarımı kesin."der. Bir de ne görsünler, kendi kulaklarının kanı akmaz mı? " Mü'min mü'minin aynasıdır." fetvasınca, kendi suretlerini şeyhlerinde gördüklerini anlıyarak mahcup düşerler. Celallenen şeyh bunları reddeder."



Mürşidinin rengine boyanıp onda fani olma sapıklığı (S.67)


Böylece muhterem üstadımız dergahda, Mürşid'inin eğitim ve denetiminde kemâle erer. Şeyhine olan muhabbetiyle, O'nun batınından feyz ve bereketle, manevi bağla, an be an O'nun rengine girerek, Fena fi-şeyh olurlar.



“Bursa Ulu camide vaaz veren bir hoca tarikatlara çatınca Ali efendi bir bakışıyla kürsiden indirip elerine kapattı.” Yalanı (S.6


Bursa Ulu Cami-i şerifinde vaaz veren bir hoca efendi, tarikata, meşayihe çatmaya başlayınca, mihrapta oturan Ali Efendimiz kürsüye doğru şiddetle bakar. Hoca kürsüden feryad-ü figanla derhal iner, şaşkın bir halde özürler dileyerek ellerine kapanır.



“Oğlu babasının elinden ve kalbinden gelen kokunun tesirinden gözlerim yaşardı.” Diye yalan söylemesi (S.72)


O zamanlarda yaşım sekiz-dokuz arasında idi. Babamın eline varınca hoş bir koku hissettim. Üstad-ı Ekremin elinden sirayet eden bu koku, üç ay kadar geçmedi. Kalbinden gelen koku da o kadar derinden ve kalbimden etkiledi ki iki gözümden şiddetli yaşlar aktı. Ağıdımı başkalarının görmesi riya olur diye gizliyordum. Hak tarafından kalbime öyle ilham ediliyordu. Kendimi kırk yaşlarında hissetmeye baş­ladım. Üstadımız geldiği günün akşamı dervişleriyle Hatm-i Hacegân yaptılar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder