ALLAH ım sen buyuksun bızı zalimlerden koru


Bu Blogda Ara

tarikat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarikat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2010 Cumartesi

Dua

Dua

Duâ, şeytanın yalan yemini üzere yasaklanan ağacın meyvesinden yeyip yeryüzüne inen, iki yüzyıl zellesine ağlayan ebü’l-beşerin gözyaşını silen el…



Dua, azgın kavmin, bütün ikazlara rağmen söz dinlemez asilerin sulara gark olup, kahrına sebep olan dil…



Eyyub’a, derdi, aşk olan peygamberin ızdırabına sürülen merhem… Ateş-i Nemrud’u, İbrahim’e gül… İlâhi minberin hatibini bülbül kılan sır…



Dua, Enallah iddiasıyla küçüçük bir sineğe mağlup olan cebbarların, gaddarların en acı akıbeti… Doğarken mübarek parmağını “ümmet ümmetî” diye arşa kaldıran, düşmanına bile hidayet talebinde bulunan Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in merhameti…



Allah (c.c.)’ın: “Bana dua eden kulumun duasını kabul ederim.”1 sözü, Habibullah (s.a.v)’ın tarifiyle: “İbadetin de özüdür.”2 dua.



Allah’ın azameti karşısında kulun, aczini itiraf ile, dergâh-ı ulûhiyetten hayır ve rahmet ricasında bulunmasıdır, dua.



Dua, âsiler için Allah’ın affına erdiren merdivendir. Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayetle Peygamberimiz (s.a.v): “Rabbimiz her gece, gecenin üçte biri kaldığı zaman, dünya semasına iner ve buyurur ki: “Yok mu dua eden? Yok mu benden isteyen? Yok mu bağışlanmasını isteyen? Ben de onu bağışlayayım.” Buyurur.



Dua, kul ile Allah arasında manevi bir alış-veriştir.



Dua, sevgiliye sunulan iştiyak lisanıdır.



Dua, günahlardan arınmadır. Efendimiz (s.a.v): “Allah’ım! Günahlarımı kar ve dolu ile temizle; beyaz elbisenin kirden temizlendiği gibi kalbimi günahlardan arındır.”3 buyurmuşlardır.



Doğarken, ölürken, hayatla memat arasında ferdî ve ictimaî bütün görevlerimizde duanın ehemmiyeti pek büyüktür. Salat kelimesinin de asıl anlamı dua olduğuna göre 4, günde beş vakit namazımızda ve nafile taatlerimizde Allah’a dönmekteyiz. Sadece biz değil, bütün mevcûdat Rabb-i Zü’l Celâl’e yönelmektedir. “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ı tesbih etmektedir.”5



Âciz, fâni varlığın âlî ve bakî olan varlığa halini arz etmesidir dua. Dua, kulun Mevlâsına yalvararak ve korkarak iltica etmesi sebebiyle en iyi ibadet şekli sayılmıştır. Cenâb-ı Hak: “Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua ediniz.”6 buyurur.



1. Bakara: 2/186

2. Tirmizî Daavât, 1

3. İbn-i Mâce Duâ, 3

4. Enam: 6/52; Kehf: 18/28

5. Teğabün: 64/1

6. A’raf: 7/55



(KEMÂLÂT kitabından)

Ali Ramazan Dinç Hocaefendi Hazretleri...

Duyunca teşrifin, sevindik hep birden,

Müsaade alıp geldin, Hazreti Pîr’den,

Sohbetinle yıkandı, gönüller kirden.

Vücudun rahmettir âlemde bizlere,

Mezarım kazsınlar bastığın yere.

Ali Ramazan Dinç Hocaefendi Hazretleri...

22 Ekim 2010 Cuma

İlim ve Tasavvuf

İmâmı Mâlik hazretleri buyurmuşlardır ki; “Kim ki fakih olurda mutasavvuf olmazsa, fâsıktır. Kim de mutasavvuf olur da şeriatı ya­şamazsa zındık olur.”

[1]

Başka bir uslubla:
Tasavvufsuz ilim âtıldır
İlimsiz tasavvuf ise bâtıldır
Bu ikisini cem eden âlim de hakîkate ulaşır.
İlim amellerin esası ve tashih edicisidir. Amelsiz ilimde fayda ol­madığı gibi, ilimsiz amelde de fayda yoktur.
İlim ve amel birbirinin mütemmimidir, ayrılmazlar. Sâlik, Allah’ı bilmek, iman yolunda onun rızasına kavuşmak isterse sülûkun hangi merhalesinde olursa olsun ilim tahsil etmelidir. Tahsili lâzım gelen ilimlerin başında akâid ilmi ile ibâdet ve muamelatların sıhhatına dair fıkıh ilmi yer alır.
Tasavvuf; zâhir ve bâtın yönlerin hepsinde noksansız olarak İs­lâm’ın amelî tatbikatından başka bir şey değildir. Bu da ilimsiz ol­maz.
İlmin fazilet ve ehemmiyeti Kur’an ve sünnetle sabittir.
Allahu Teâlâ buyuruyor:
اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰؤُ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖ۪يزٌ غَفُورٌ
“...O kulları içinden ancak âlimler, Allah'tan (gereğince) korkar. Şüphe­siz Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır.”

[2]

Bu âyette takvâyı havf ve haşyet manasında alırsak en takvâlı demek Allah’tan en çok korkan demektir.
Şu da bir gerçektir ki Allah’tan korkmak O’nun azâbından kork­mak de­mek değildir. Allah korkusu azap korkusundan daha üstün­dür. Al­lah sevgisini kendisine şiar edinen kimse daha yüksek takvâ ve vera sahibidir. Gerçek şu ki, bir kulun ahsen-i takvîm üzere yara­tılmasına ve ilâhî tecelliye mazhar olmasına sebep olan Allah sevgi­sidir. Bu sevgiyi kaybetmesi hüsranların en müthişi, acıların en feci­sidir. Çünkü bu öyle bir kayıptır ki insanı cehennemde ebedî kal­maya müstehak kılar.
Onun için arifler şöyle demişlerdir: “Mukallit azaptan korktuğu için günahlardan kaçınır. Gayesi cennettir.”
“Muhakkik günahkâr olmaktan korktuğu için haramlardan sakı­nır. Niyeti rıza, arzusu da cennettir.”
“Ehlullah ise, Allah (c.c)’nun sevgisini kaybetmemek için günah işlemekten sakınır. Onlar yalnız Allah (c.c)’na müştakdırlar. Aksâ’l gayeleri ve arzularının müntehası ise, Cemâlullah’dır. Ehlullahın en büyük kaygısı Allah sevgisinden mahrum kalmaktır.”
Allahu Teâlâ buyuruyor:
اَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ اٰنَاءَ الَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْاٰخِرَةَ وَيَرْجُوا رَحْمَةَ رَبِّهٖ۪ قُلْ هَلْ يَسْتَوِى الَّذٖ۪ينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذٖ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُولُوا الْاَلْبَابِ
“Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkarcı gibi) midir? De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.”